Yapı biyolojisine göre sağlıklı okul ve işyeri

1/1/2015
MAKALELER

“Nasıl bir ofis ortamı sağlığımı korur ve daha verimli çalışırım?’’ ya da ‘’Çocuğum nasıl bir okul ortamında hastalanmadan eğitim alır?” İnsana ve çevreye daha duyarlı, bilinç ve eğitim seviyesi yüksek yörelerin, bulundukları ülkeden bağımsız yerel idare insiyatiflerini kullanarak çözüm ürettiklerini görüyoruz.

Nasıl bir ortam? 


“Nasıl bir çalışma ortamında bulunursam daha mutlu, daha verimli olurum?’’ ya da ‘’Çocuğum nasıl bir okul ortamında daha iyi bir eğitim alır?” sorularını cevaplarken aklımıza ilk gelen, fiziki ortamdan ziyade ‘eğitim ve iş modellerinin nasıl olduğu’ oluyor. Bazen bu bakışın önünde bir zorunluluk olarak yer alabilecek tekil faktör “maddiyat” gibi görünse de, konuya bütüncül bir perspektiften baktığımızda fiziki ortamın; yani eğitimin ve çalışmanın gerçekleştiği binaların insan sağlığına uygunluğunun önemi ile karşı karşıyayız.



İşte bu uygunluğu araştıran yapı biyolojisi bilimi açısından ele aldığım dizinin bu dördüncü yazısında çocuk ve çalışan sağlığının okul ve iş yerlerinden nasıl etkilenebileceklerine ve fiziki ortamda nelere dikkat edilmesi gerektiğine yer vereceğim. 

Kapsamı çok geniş olan eğitim ortamlarına -örneğin, bir tiyatro sahnesi, spor salonu, sera, çırak atölyeleri de aynı zamanda birer eğitim mekanlarıdır- kapsam dışı tutularak “derslikler” ele alınmıştır. Aynı şekilde kapsam alanını açık alanlara, fabrikalara, inşaat sahalarına, üretimhanelere taşıyabileceğimiz iş ortamlarına da bir sınır getirerek “ofis binalarını” ele aldım.

Yaşamımızın yaklaşık %90’ı artık kapalı mekanlarda geçse de, biyolojik olarak sağlığımız öncelikle uzun süreli bulunduğumuz ortamlardan etkilenir. Kapalı mekanın içinde gene belli öncelikli yerlerdir bunlar. Evimizde; yatağımız. Okulda; sıramız. İşyerimizde; ofis masamız. Çocuk yuvalarında; oyun odası… Eylem, hangi çalışma ya da eğitim amacıyla olursa olsun, prensipte aynı yerde uzun süre zaman geçirme durumu belirler. Bu bakımdan, bu yazının kapsamı dışında bırakmış olsam da, örneğin her gün 8 saat cephelere cam yünü montajı yapan bir çalışanın sağlığını belirleyen ortam ve tedbirler farklılıklar gösterecektir.

Yapı ekolojisi ve biyolojisi ilkeleri dikkate alınarak tasarlanmış bir ofis ya da okul binasının, tüm aktörleriyle iş ve eğitim yaşamına kazanımları yanında estetik görgü ve kültürüne önemli katklar yapacağı yadsınamaz. Fiziki ortamların çevre ile bir bütün olarak ele alınması, mekanın iş ile okul yaşamının bir parçası olarak algılanması bu katkıyı pekiştirecektir. Ruh ve beden sağlığımızı koruyarak hastalanmadan çalışıp, okuyabilmek için…

Dünyada / Türkiye’de…


Sağlıklı okul ve işyeri mimarisine verilen önemi ve örneklerini çevre bilincinin gelişkin ve tabana yayılmış olduğu coğrafyalarda daha sık rastlamaktayız. Ülke adları anarak bir genelleme yapmanın yanıltıcı olduğu bu dağılım uygar toplumlarda devlet politikası olarak yasalaştırılmış olsa da, uygulamaya aktarımı yörelere göre farklılıklar gösterebilmektedir. İnsana ve çevreye daha duyarlı, bilinç ve eğitim seviyesi yüksek yörelerin, bağlı oldukları ülkeden bağımsız yerel idare insiyatiflerini kullanarak inşa ettikleri okul ve işyeri binaları, konumuza en güzel örnekleri oluştururlar. Aynı zamanda yöre ihtiyaçlarına da cevap veren, aklın yolu dengeli bir iş ve eğitim sisteminin “fiziki uygulanma ortamları” olan binalarda:


Tasarım ile ekonomi yaratmak,Düşük enerji tüketimi,
Pasif iklimlendirme ile klimatizasyon,
Yapının inşası ya da yıkımında çevre sorunlarına ve yüksek enerji tüketimine neden olmaması gibi doğayı koruyan tedbirlerin yanı sıra insan sağlığını koruyacak olan:
İnşaat alanının jeolojik uygunluğu,Zehirsiz yapı malzemeleri,
Nefes alan cepheler,
Doğal nem dengesi,
İç mekanda yüzey ile ortam sıcaklığı dengesi,
Sağlıklı ısınma sistemleri, ses ve titreşimlerin insana göre yönelimi,
Radyoaktivitelerin doğal ortamdan düşük olması,
Elektrosmog kontrolü,
Toksik bileşikleri olmayan iç mekanların olması gibi faktörler gözetilmiştir.

Okullarda durum…


Konu Türkiye’de de yasalarca kapsamlı bir şekilde ele alınmış olsa da yaşanan iki temel sorun var. Birincisi, yasaların daha ziyade fizyolojik, anatomik çözüm odaklı olması; yani “şu kadar metrekare sınıfa bu kadar öğrenci ve yeteri kadar da ışık almalı” gibi iyi niyet söylemleri… İkincisi, bunların dahi pratikte yeterince uygulanmaması.



Türkiye nüfus artışı hızlı ve genç nüfusu fazla olan bir ülkedir. Bu da bize eğitim ve iş talebinde bulunan bireylerin giderek artan çokluğunu ve çeşitliliğini gösterir. Bilgi çağı olarak nitelendirilen 21. yüzyılda toplumların nitelikli insan gücüne olan ihtiyaçları giderek artmaktadır. İnsan gücünün niteliği ise ancak nitelikli eğitim kurumları ve fiziki ortamları ile artırılabilir. Bu okullarda yetişmiş nitelikli insandan gene nitelikli iş ortamlarından uzun vadeli verim almak mümkündür. Bu ortamların fiziki yapı ve donanım yetersizliği toplumsal gelişmeyi de olumsuz yönde etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim okullarına ait “Bina Standartları Yönergesi” incelendiğinde ilköğretim çağındaki (6-15 yaş) çocukların gelişim özellikleri ve bu seviyede kazandırılacak davranışlar belirlenirken, bu yönergenin çocuğun daha ziyade fizyolojik ve anatomik ihtiyaçlarının dikkate alınarak hazırlandığı görülmektedir. Oysa bu standartların bile, yapılan araştırmalarda uygulama yetersizliği ortaya çıkmıştır.

Buna birkaç örnek olarak:


İlköğretim okulları bina standartları yönetmeliğine göre okuma salonlarının en büyük derslik alanlarından (48 m2) büyük olması gereklidir. Oysa özel okulların okuma salonlarının % 13,3’ünün standartlarla uygun olduğu görülülürken; devlet okullarında standartlara uygun okuma salonu bulunmamaktadır.



Araştırmada elde edilen bulgulara göre özel okulların %20’sinde standartlara uygun işlikler bulunurken, devlet okullarının hiçbirinde standarda uygun işliğe rastlanmamıştır. Bu veriler bize, işliklerin ilköğretim okulu programlarının başarılı bir şekilde yürütülebilmesinde ne kadar büyük bir etkiye sahip olduğunun okullarda henüz yeterince kavranamamış olduğunu düşündürtüyor. 



Özel okulların %27’sinde standartlara uygun spor salonu var; ancak devlet okullarının hiç birinde standarda uygun spor salonu bulunmuyor. Özel okulların %20’sinde ve devlet okullarının %13’ünde spor salonları kısmen uygun standartlarda. Bu veriler okullarda öğretim amaçlarına uygun olarak tasarlanmamış birimlerin öğretiminin niteliğinin düşmesindeki rolünün tüm dersler için geçerliliğinin gözardı edildiğini ortaya çıkarmaktadır. 

Milli Eğitim Bakanlığı yönergesine göre ilköğretim okullarında bulunması gereken bilgisayar derslik alanının, özel okulların %28’inde standarda uygun olduğu saptanmıştır. Devlet okullarında ayrılmış bir bilgisayar dersliği bulunmadığı belirlenmiştir. Bu veriler ülkemizde ilköğretimde bilgisayar uygulamalarına resmen geçiş henüz çok yeni olduğu için okulların bu yönde yapılandırılmasının yeterli düzeyde olmadığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

İlköğretim okullarındaki fen laboratuvarlarının belirlenen standartlar yönetmeliğine göre, özel okullarda 60 m2, devlet okullarında 92 m2 fen laboratuvarı alanı bulunmalıdır. Oysa özel okullarda bulunan fen laboratuvarlarının %20’si standartlara uygunken, devlet okullarında yönergece belirlenmiş standarda uygun fen laboratuvarı olmadığı saptanmıştır. Özel okulların %13’ünde, devlet okullarının %20’sinde standartlara kısmen uygun fen laboratuvarları bulunur.

İlköğretim okullarındaki sınıf büyüklüklerinin standarda uygunluğuna ilişkin araştırma bulgularına göre; özel okulların %53’ünün, devlet okullarının da %93‘ünün sınıf büyüklükleri belirlenen standarda uygundur. Bu verilere göre okulların standart büyüklüklerde sınıflara sahip olması sevindirici olmakla birlikte sınıflardaki öğrenci sayısının fazlalığı dikkate alındığında istenilen amaca ulaşılamadığı görülmektedir. 

İlköğretim okullarındaki bahçe büyüklüklerinin standarda uygunluğu incelendiğinde görüleceği gibi, özel okulların %13’ünde ve devlet okullarının ise sadece %7’sinde öğrenci sayısına oranla standarda uygun bahçe alanları bulunmaktadır. Bu bulgular, okul binalarının genellikle yeterli büyüklükte alanlara yapılmadığı gerçeğini yansıtmaktadır.

 Görüldüğü gibi Türkiye’de bakanlığın bina standartları yönergesinin sadece uygulanırlığı araştırıldığında yukarıdaki açıklamaların ötesine geçilememektedir. Çocukların sağlığını belirleyecek olan yapı biyolojisi kriterleri neredeyse yok gibidir; olanların da eksik uygulandığı görülmektedir. 
Mevcut şartnamelerde endişe veren bir diğer önemli husus da özel ve devlet okulları olarak iki ayrı standart belirlenmiş olmasıdır. Eğitim eşitsizliği şartlarını meşru kılan ve sosyal bölünmeyi körükleyen bu çifte standardın devlet tarafından kabul edilmesi son derece Neler yapabiliriz? Türkiye’nin toplum yapısından, eğitim ve bilinç düzeyinden yola çıkacak olursak önerileri kısa ve uzun vadede gerçekleşebilecek çözümler olarak ikiye ayırmak gerçekçi olacaktır. Birincisi şu anda yürürlükte olan şartnamelerin iyileştirilmesi üzerinden hareket etmek -ki kısa vadeli bir semptom tedavisine benzer; ama kısa günün karı olacağı için kabul görür.

Buna örnek olarak:

Okul yapılacak alanların sadece arsa büyüklükleri incelendikten sonra onaylanarak okulların yapımına izin verilmesi İlköğretim okullarında bulunması zorunlu olan öğretim alanlarının standartlara uygun olarak okullarda mutlaka bulunması ve bu alanların sonradan sınıf haline getirilmemesi, Okul binalarının büyüklüklerinin çevresel gelişme ve büyüme potansiyelleri dikkate alınarak yapılması Bazı okullardaki yeterli olanaklardan diğer okulların yararlanılmasına fırsat verilmesi Sınıflardaki öğrenci sayılarının ilköğretimin hedeflediği 30-35 kişiye düşürülmesi gibi çalışmalar olabilir; kaldı ki sadece bunların bile gerçekleştirilmesi iyiye doğru atılan adımlar olacaktır. Ancak yapı biyolojisi ilkelerinin, yani yapı – insan sağlığı ilişkilerinin yer alacağı bir “bina standartları” reformasyonu, sağlıklı nesillerin yetişmesi ve okullarda, okul binasının sebep olacağı hastalıklara yakalanmadan eğitimin gerçekleşmesi için uzun vadede işlevsel bir çözüm olacaktır.

İşyerinde durum:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca belirlenen “ofis tipi işyerlerinde uygulanacak asgari sağlık şartları”, aynı Milli Eğitim Bakanlığı’nda olduğu gibi yasaların gereği kadar uygulanmaması nedeniyle ne yazık ki bir iyi niyet bildirisine indirgenmiştir. Bilgisizliğin bilgiye tercih edildiği, düşünce üretmek yerine taklidin kılıfına uydurularak uyanıklılık zannedildiği toplum özelliğinden kurtulamamış olduğumuzu, işyeri sağlığına göstermediğimiz önem ortaya koymaktadır. 
Aşağıda mercek altına aldığımız bakanlık şartnamesinde, yapı biyolojik ilkelere henüz kuram açıklığında rastlanmasa da, bazı temel doğrulara adlandırılmadan da olsa yer verilmiş olduğunu görmekteyiz. 

Bunları özetleyecek olursak:


Elektrik tesisatı yangın veya patlama tehlikesi oluşturmayacak şekilde projelendirilip tesis edilir ve çalışanlar doğrudan veya dolaylı temas sonucu kaza riskine karşı korunur. Ancak bu maddede her gün başında ortalama 8 saat geçirdiğimiz ofis masamızdaki elektrosmog konusuna hiç yer verilmemiştir; oysa metabolizmamızın bu manyetik ve elektriksel akım ile alanlardan nasıl etkilendiği yapı-insan sağlığı ilişkilerinin vazgeçilmez alanıdır. 

Acil çıkış yolları ve kapıları doğrudan dışarıya veya güvenli bir alana açılır ve çıkışı önleyecek hiçbir engel bulunmaz. Bu kapılar dışarıya doğru açılır. Acil çıkış kapısı olarak raylı veya döner kapılar kullanılmaz. 

Aydınlatılması gereken acil çıkış yolları ve kapılarında, elektrik kesilmesi halinde yeterli aydınlatmayı sağlayacak ayrı bir enerji kaynağına bağlı acil aydınlatma sistemi bulundurulur.

Kapalı işyerlerinde çalışanların ihtiyaç duyacakları yeterli temiz havanın bulunması sağlanır. Boğucu, zehirli veya tahriş edici gaz ile toz, buğu, duman ve fena kokuları ortam dışına atacak şekil ve nitelikte havalandırma sistemi kurulur. Ancak daha doğru olanı, bu havalandırma sistemlerine gerek bırakmayacak zehirsiz yapı malzemeleri ve mobilyalar ile iç mekanı oluşturmaktır. Bugün “çağdaş” dediğimiz giydirme cam cepheli yüksek ofis binalarında kullanılan suni havalandırma sistemlerinde, hava akımının ve kalitesinin çalışanları rahatsız etmeyecek, çalışanların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz etkilemeyecek şekilde olması mümkün değildir. Çalışma ortamı havasını kirleterek çalışanların sağlığına zarar verebilecek atıkları berteraf ederken de yeni sorunlar yaratıyoruz. Havayı, dolayısıyla toz zerreciklerini oda içerisine üflemeden mekanı ışınım yoluyla ısıtmak daha sağlıklıdır. Buna çözüm ise konveksiyon yerine örneğin duvar ısıtma sistemleridir; bu teknolojilerin yönetmeliklerde yer alması doğru olacaktır.

İşyerlerinde termal konfor şartlarının, çalışanları rahatsız etmeyecek, çalışanların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz etkilemeyecek şekilde olması esastır. Çalışılan ortamın sıcaklığının çalışma şekline ve çalışanların harcadıkları güce uygun olması sağlanır. Dinlenme, bekleme, soyunma yerleri, duş ve tuvaletler, yemekhaneler, kantinler ve ilk yardım odaları kullanım amaçlarına göre derecelendirilmiş ısılarda olmalıdır.

İşyerlerinin gün ışığıyla yeteri derecede aydınlatılmış olması esastır. İşin konusu veya işyerinin inşa tarzı nedeniyle gün ışığından yeterince yararlanılamayan hallerde yahut gece çalışmalarında, suni ışıkla uygun ve yeterli aydınlatma sağlanır. Çalışma mahalleri ve geçiş yollarındaki aydınlatma sistemleri, çalışanlar için kaza riski oluşturmayacak türde olur ve uygun şekilde yerleştirilir. Aydınlatma sisteminin devre dışı kalmasının çalışanlar için risk oluşturabileceği yerlerde ihtiyaç duyulan aydınlatmayı sağlayacak ayrı bir enerji kaynağına bağlı acil aydınlatma sisteminin bulundurulması gerekmektedir.

İşyeri, yapılan işinlerin niteliği ve termal konfor şartları dikkate alınarak uygun bölümlere ayrılır. İşyerlerinde, taban döşeme ve kaplamalarının sağlam, kuru ve mümkün olduğunca düz, kaymaz ve seviye farkı bulunmayacak şekilde olması sağlanır; tehlikeli eğimler, çukurlar ve engeller bulundurulmaz. İşyerlerinde taban döşeme ve kaplamaları, tavan ve duvarlar uygun hijyenik şartları sağlayacak şekilde temizlemeye elverişli malzemeden yapılır. İşyeri tavanının, yeterli hava hacmini ve havalandırmayı sağlayacak ve sağlık yönünden sakınca meydana getirmeyecek yükseklikte olması esastır. Buna ilave olarak tüm kullanılan yapı ve inceyapı malzemelerin çalışanın sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecek hammaddeler ve komponentlerden üretilmiş olması (örneğin toksik gazlaraçığa çıkarmaması) gerekmektedir. Diğer önemli bir husus da küf ve mantar oluşumuna meydan veren yapı detaylarının önlenmesi ya da bununla mücadele etme zorunluluğunun getirilmesidir.

şyerlerinde pencerelerin ve tavan pencerelerinin, güvenli bir şekilde açılır, kapanır ve yarlanabilir olması sağlanır. Pencereler açık olduklarında çalışanlar için herhangi bir tehlike oluşturmayacak şekilde yerleştirilir. Çalışanları, pencere ve menfezlerden gelen güneş ışığının, ısısının ve hava akımlarının olumsuz etkilerinden koruyacak gerekli tedbirlerin alınması yanında, pencerelerin yine doğal havalandırma görevini yerine getirecek şekilde konumlandırılmaları gerekir. Özellikle ofis ortamlarında birikebilen radon gazı emisyonlarının düşürülmesi için en kolay yöntem çapraz doğal havalandırma periyodlarıdır.

Kapı ve girişlerin yerlerinin, sayılarının, boyutlarının ve yapıldıkları malzemelerin, bulundukları oda ve alanların yapısı ile kullanım amacına ve çalışanların rahatça girip çıkmalarına uygun olması sağlanır. Her iki yöne açılabilen kapılar saydam malzemeden yapılır veya bu kapılarda karşı tarafın görünmesini sağlayan saydam kısımlar bulunur. Saydam veya yarı saydam kapıların yüzeyleri çalışanlar için tehlike oluşturmayan güvenli malzemeden yapılır veya kırılmalara karşı korunur. Saydam kapıların üzeri kolayca görünür şekilde işaretlenmelidir. Merdivenlerin; işyerinin büyüklüğüne, yapılan işin özelliğine, işyerinde bulunabilecek azami kişi sayısına göre, sağlam, yeterli genişlik ve eğimde, etrafı düşmelere karşı uygun korkuluklarla çevrili ve ateşe dayanıklı yanmaz malzemeden olması sağlanır. Ancak aynı zamanda malzemenin yangın anında zehirli gazlar açığa çıkarmaması gerekmektedir.

Çalışma yerinin taban alanının, yüksekliğinin ve hava hacminin, çalışanlarınsağlık ve güvenliklerini riske atmadan işlerini yürütebilmeleri, rahat çalışmaları için, yeterli olması sağlanır. İşyerlerinin hava hacminin hesabı, makine, malzeme ve benzeri tesislerin kapladığı hacimler de dâhil edilerek yapılır. Çalışanın işini yaptığı yerde yeterince rahat hareket edebilmesi için gerekli serbest alanın bulunması gerekmektedir.

Önemli bir kısmına özetle değindiğimiz sağlıklı iş ve ofis ortamı şartlarınınaynı zamanda engelli çalışanlara da uygunluğu gereklidir. Engelli çalışanların sosyal entegrasyonuna verilen önem, onları engelsiz kılan “topluma ve iş dünyasına kabul ediş” bir uygarlık göstergesidir.

 

(Ekoyapı dergisi, Ocak 2014, 18.nci sayı)

And Akman

And Akman, 25 yıldır yapı biyolojisi ve ekolojisi üzerine sürdürdüğü uluslararası akademik ve mimari çalışmalarına Mimar Sinan Üniversitesinde aldığı eğitimle başladı. Eğitimini New York Üniversitesi (New York University), ardından da Alman Yapı Biyolojisi Enstitüsü’nde (Institut für Baubiologie + Ökologie) sürdürdü. Almanya’da bulunan Lichtblick Mimarlık Bürosunda 17 yıl süresince uluslararası ekolojik mimari proje ve yapı uygulamaları gerçekleştirdi. 2007 yılında Türkiye'ye döndü ve çalışmalarına Türkiye'de devam etme kararı aldı. 2014 bahar yarıyılından itibaren Konya Selçuk Üniversitesine davet edildi ve "Çağdaş Kerpiç Yapı Proje Yürütücüsü” olarak bu alanda eğitim vermeye başladı. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (United Nations Development Programme) Binalarda Enerji Verimliliğinin Arttırılması Projesi’ne danışmanlık yapan Akman; halen, kurucu ortağı olduğu "eds+architecture (www.eds-a.com)"da uluslarası mimari proje ve uygulama çalışmalarını sürdürüyor. Yapı biyolojisi ve ekolojisi konularında uluslararası alanda makaleler yayınlıyor ve bu alanda konuşmacı olarak davet edildiği üniversitelerde ve katıldığı konferanslarda bilgi ve tecrübelerini paylaşmaya devam ediyor.

İlişkili içerikler